Seçmen Ne Diyor? | 2025'te siyasette yaşananlar, 2026'da yaşanabilecekler & Anahtar Parti sürprizi

10.01.2026 medyascope.tv

10 OcaK 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Panorama TR'nin 2025'in aralık ayı araştırmasını, her ay yaptığımız gibi kurumun Direktörü Hatem Ete ile konuşacağız. Hatem merhaba.
Hatem Ete: Merhaba.

Ruşen Çakır: 2025’te sadece bir ay araştırma yapmadınız, ama onun dışında yaptığınız bütün kamuoyu araştırmalarınızı burada beraber değerlendirdik. 2025'in son araştırmasına baktığımda, hemen hemen her şey aynı gibi gözüküyor. Ama çok ilginç bir istisna var, o da Anahtar Parti. Anahtar Parti'nin aralık ayında bulduğunuz oy oranı çok çarpıcı. Sanki dördüncü parti gibi görünüyor. Yanılıyor muyum?
Ete: Doğru.

Ruşen Çakır: CHP, AK Parti, DEM Parti, ondan sonra Anahtar Parti geliyor. Bir önceki ay bunun bayağı gerisindeydi. Böyle hatalar olur mu yoksa bu hata değil mi? Tabii hata diyemiyorum, bunun ne olduğunu bana anlatabilir misin?
Ete: Aslında seninle yaptığımız programlarda, Anahtar Parti’ye, yanılmıyorsam temmuz ayında ilk defa rastladık. Anahtar Parti'nin 1 puanın üstüne çıkmasını ilk o zaman konuştuk ve o nedenle de Anahtar Parti'yi kendi raporumuzda "diğer" kategorisinin içinden çıkardık, müstakil olarak izlemeye başladık. Temmuz ayından bu yana da her ay 0,3-0,5 civarında bir artış görüyor. Bu ay, oyunu bir puan arttırmış olduğunu gördük. Araştırmanın hata payını da göz önünde bulundurmak lazım. Ama bu son ayla beraber, MHP, Zafer Partisi ve Anahtar Parti aynı banda yerleşmiş oldu. Normalde eskiden ittifak cenahında yer alan milliyetçi kesimler MHP'de, muhalefet cenahında yer alan milliyetçi kesimler de İYİ Parti'de konumlanıyorlardı. 2023 seçimlerinden sonra İYİ Parti çok ciddi oy kaybetti. Bu oyun epeyce bir kısmı ikinci adres olarak CHP'ye gitti. Orada Zafer Partisi'nin yavaş yavaş büyümesine şahit olduk. İYİ Parti ile Zafer Partisi aynı bantta yer alıyorlardı. 2025 yılı içerisinde neredeyse her ay, Zafer Partisi'ni İYİ Parti'den daha fazla görüyorduk, 1-2 puan farkla Zafer Partisi İYİ Parti'nin önündeydi. 2025 yılının ikinci yarısından itibaren, MHP'den ve AK Parti'den 0,5'er oranında kayan oylar, Anahtar Parti'de öbeklenmeye başladı ve Anahtar Parti'nin oy oranı, kararsızlar dağıtıldığında 5 civarına, kararsızlar dağıtılmadan da 3 civarı bir yere gelmiş oldu.
Bu fotoğraf üzerinden baktığın zaman, daha önce MHP ve İYİ Parti'de toplanan milliyetçi oylar, yaklaşık olarak %20 civarındaydı. Şimdi, bu %20 civarındaki oy, iki parti yerine dört partiye bölündü. Çok yakın zamana kadar bunun en büyük kesimi yine MHP'deydi ama şimdi İYİ Parti'nin de MHP'in yanına yerleşmesiyle iktidar blokundaki %10 ikiye bölünmüş oldu, muhalefet blokundaki %10 da yine iki partiye; Zafer Partisi ve İYİ Parti'ye yönelmiş oldu. İYİ Parti'de biraz daha düşüş var, çünkü oradaki bir kısım milliyetçi seçmen CHP'ye gitmiş gözüküyor. Anahtar Parti'nin kimlerden oy aldığına baktığımız zaman, temelde oy aldığı üç kesim olduğunu görüyoruz. En yüksek oy aldığı yerler, oransal olarak AK Parti ve MHP, üçüncü derecede de, ilk defa oy verecek kesim Anahtar Parti'ye yönelmiş gözüküyor. Benzer bir şey, tersinden Zafer Partisi için geçerli. Zafer Partisi'nin en fazla oy aldığı seçmen, 2023 seçimlerinde CHP'ye ya da İYİ Parti'ye oy vermiş seçmen; çok az bir kısmı da ilk defa oy kullanacak seçmenden oluşuyor. Bunu, Zafer Partisi için olmasa bile, Anahtar Parti için bu yürüyen sürecin seçmen davranışına yansıması üzerinden okumak mümkün. AK Parti ve MHP'de sürece yönelik rahatsızlıklar kendisine adres olarak Anahtar Parti'yi bulmuş gözüküyor. Bu da her iki partiden, toplamda 2-3 puanlık bir seçmen oranının Anahtar Parti'ye kaymasıyla şekillenmiş gözüküyor.

Ruşen Çakır: Kararsızlar paylaştırıldıktan sonraki oy dağılımına baktığımız zaman, şunu fark ediyorum, ki bu, 2025'te de genellikle karşımıza çıkan önemli bir husustu: AK Parti ve MHP’nin toplam oyları %40'ı bulamıyor. Yüzde 40'ı bazı dönemlerde bulmuş olabilir 2025'te. Ama son aylarda ikisinin toplamı %38 civarında. Bu, hayli sorunlu bir durum iktidar için. Ama burada şöyle bir soru var tabii, onunla beraber sorayım; AK Parti ve MHP'nin dışındaki tüm partileri muhalefet olarak tanımlamak doğru mu?  AK Parti + MHP, iktidarda %40'ı bulamıyor. Normalde %40'ın altındakiyle, diyelim ki %37 ile %63'ün rekabetinde, %63 onu silip süpürür. Ama öyle olmuyor değil mi?
Ete: Hesabı birkaç gerekçeyle öyle yapmamak daha doğru olur. 2023 seçimlerinden sonra, muhalefette bir ittifak iradesi kalmadı. Siyasi partiler kendi tercihleriyle o ittifak düzeninden çıktılar, bu bir. İkincisi, daha önce muhalefet yarımküresinde yer alan birçok parti, siyasal gündemlere müstakil tepkiler veriyorlar. Dolayısıyla, o müstakil tepkilerin epeyce bir kısmı da iktidara daha yakın tepkiler. Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi, Meclis’te bir muhalefet konumuna sahipler, ama oy oranları çok ciddi bir şekilde azaldı. Milletvekillerinin epeyce bir kısmını da iktidar partisine kaptırdılar. Seçimlerden sonra kurulan ve bu yıl içerisinde ancak %1'in üzerinde bir oy oranına kavuşan Anahtar Parti'yi de tam olarak muhalefete mi yazmak lazım, yoksa iktidar blokunun doğal bir müttefik adayı mı, onunla ilgili öngörülerde bulunmak da zor. Yani Yavuz Ağıralioğlu’nun söylemleri, siyaset terminolojisi, siyaset tarzı, yarın öbür gün seçim atmosferine girildiğinde muhalefete mi daha yakın duracak, iktidar blokuna mı daha yakın duracak, şimdiden bir şey söylemek zor. Benzer bir şey Yeniden Refah Partisi için de geçerli. Dolayısıyla, böyle bir kaba hesap yapılamaz.
Bence bu hesabı bozan asıl dinamik, 2025'i değerlendirdiğimiz zaman en fazla üzerinde duracağımız şey, DEM Parti’nin seçimlere yaklaştığımız zaman nerede konumlanacağı. Şu anda yürüyen bir süreç var ve bu süreç iktidarın öncülük ettiği ve DEM Parti ile beraber yürütülen bir süreç. Cumhurbaşkanı Erdoğan da daha önce birkaç konuşmasında, üçlü ittifakla yürütülen bir süreç tarifi yaptı. Dolayısıyla bu ittifak, DEM Parti'nin desteğini almaya yönelik, sadece önümüzdeki seçimlerle de sınırlı değil. Bir siyasal süreç önümüze geldiğinde, Anayasa, erken seçim kararı alma, bu süreçle ilgili yasal düzenlemelerle ilgili bir karar verildiğinde, DEM Parti yine kanaatimce muhalefetten çok iktidar tarafında bir yerde hizalanacak gibi görülüyor. Dolayısıyla bu hesap üzerinden bir iktidar-muhalefet oy dağılımı yapmak mantıklı olmayabilir.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi 2025'e bakalım. 2025'te Türkiye'de, biri 19 Mart Süreci, bir de çözüm süreci olmak üzere iki ana süreç vardı. Baskın olanın 19 Mart olduğu çok açık, onu biliyoruz. Ama çözüm süreci de siyasi anlamda bir hareketliliği beraberinde getirdi. Öcalan'ın 27 Şubat açıklaması, PKK'nın kararı vesaire. Siz, yaptığınız bu kamuoyu araştırmalarında, iki olayı da değişik şekillerde insanlara sordunuz. Bir de parti tercihlerine baktınız. İktidara yönelik birtakım sorular, memnuniyetler sordunuz. 2025'e toplu olarak baktığında, 19 Mart'ın mutlak hakimiyeti olduğunu söyleyebilir miyiz?
Ete: Biraz zor. Dediğin doğru, küçük gelişmeleri bir kenara bırakırsak, siyasal davranışı ve duyguyu etkileyen en güçlü iki gelişme, ‘’Terörsüz Türkiye’’ süreci ile 19 Mart süreci oldu. 19 Mart sürecinin bugünkü seçmen davranışı üzerinde belirleyiciliği çok açık. 19 Mart'tan itibaren bu, AK Parti'ye 2-3 puan, CHP'ye 4-5 puan olmak üzere bir seçmen hareketliliği oluşturdu. Genelde baktığın zaman da seçmen davranışı üzerinde 19 Mart sürecinin etkisi çok daha belirleyici. Seçimlere yaklaştığımız zaman da özellikle Ekrem İmamoğlu'nun aday olma potansiyelini ortadan kaldırdığı için, bugünkü koşullar üzerinden bakacaksak, dava eğer seçimden önce neticelenmeyecekse ya da İmamoğlu'nun aleyhinde neticelenecekse veya 18 Mart'ta diploma meselesiyle zaten önü kesildiyse, bunun, seçime yönelik ciddi bir etkisi de olacak. Dolayısıyla hem bugünkü seçmen davranışı üzerinde hem de muhtemel adaylık tartışmaları üzerinde ana gündemin bu olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ama çözüm süreci de siyasal dinamikleri çok ciddi bir şekilde etkiledi. Seçmen davranışını bu kadar fazla etkilememiş gözüküyor, özellikle son bir iki ayda sadece milliyetçi eksende kısmi bir hareketlilik oluşturmuş gözüküyor. Ama bu süreç başarıya ulaşırsa, seçimlere yönelik etkisi, 19 Mart sürecinden daha ciddi bir etki de oluşturabilir. Karşımızdaki tablo, orta ve uzun vadede 19 Mart sürecinden daha fazla aslında iktidar-muhalefet dinamiklerini, aradaki dengeyi ve hangi adayın seçim kazanmasını daha fazla etkileyecek, belki de belirleyecek bir süreç olma potansiyeli taşıyor. Dolayısıyla, bunlardan hangisinin daha fazla belirleyici olduğunu söylemek zor. Bugünkü siyasetin psikolojisi açısından 19 Mart daha belirleyici. Ama oluşturacağı iklim ve siyasetin yapısal dinamiklerini etkileme imkânı dolayısıyla, PKK'nın silahsızlandırılması süreci 19 Mart'tan da daha etkili olabilir. İkisi arasında böyle bir ayrım yapabilirim.
İkincisi, her iki süreci de iktidar planladı ve hayata geçirdi. Dolayısıyla 2025'te siyaset üzerinde asıl belirleyici olan aktör, bu süreçleri oluşturması ve harekete geçirmesi dolayısıyla iktidar oldu. Muhalefet bu iki sürece karşı ya kendini korumaya çalıştı ya da bu süreçlere göre konum almaya çalıştı. Süreçleri başlatan iktidar olmasına, muhalefet, sadece konum almayla sınırlı bir kapasiteye sahip olmasına rağmen, 2025 yılı iktidar-muhalefet arasındaki dengeyi bozmadı. Bunun iki nedeni var. Bir; iktidar da bu süreçleri beklendiği ölçüde güçlü ve pürüzsüz bir şekilde yürütmedi, henüz nihayetlendiremedi. Belki meyvelerini 2026 yılında alacak; nerede kâr, nerede zarar ettiğini o zaman daha net göreceğiz. Muhalefet de her iki süreç karşısında çok güçlü durdu. Beklemediği iki süreçle karşılaşmasına rağmen, bu süreçlere yönelik refleksleri güçlüydü. 19 Mart süreci, CHP'yi hırpalamayı öngören bir süreçti, iktidar tarafından planlanma tarzı oydu. Hem CHP'nin iktidar alternatifi olma imkânını zayıflatan bir süreçti hem de en güçlü cumhurbaşkanı adaylarından birini devreden çıkarmayı planlayan, belediyelerle ilgili bir sürü yolsuzluk üzerinden, imajını zedelemeyi amaçlayan bir süreçti.
Ama 2025 yılı boyunca yaptığımız bütün kamuoyu araştırmalarında, iktidarın bu tezlerini, kamuoyunu ikna edecek şekilde hayata geçirdiğine şahit olmadık. Yüzde 55'ler düzeyinde değişmeyen, neredeyse tahkim olan bir sonuçla, toplum, bu süreçlerin adlî değil siyasi süreçler olduğunu söyledi. Dolayısıyla iktidar tezlerinde etkili olamadı. Muhalefet de dağılmadı; CHP'nin iç ayrışması zedelenmedi, İmamoğlu ve Özgür Özel arasında bir ayrışma yaşanmadı. Özgür Özel'in liderliği daha da fazla tahkim oldu, CHP, toplumsal muhalefetin sözcülüğünü üstlenmekte bir zaaf göstermedi. CHP bu ilk dosyada, iktidarın bir hamlesine maruz kalmasına rağmen, aslında oyunu arttırarak 2025 yılını tamamladı. Sadece, iktidar alternatifi olmaya hasredeceği enerjiyi hasredemedi. Mesaisini buna harcayamadığı için, merkez seçmenden alabileceği %50'ye varmaya yönelik potansiyel bir oy oranı varsa bile, diğer muhalefet partilerinin seçmenleriyle veya iktidardan rahatsız seçmenle, bu gerekçelerle bir diyalog gerçekleştiremedi.
Çözüm süreci ile ilgili meselede de aslında yapısal olarak etkili hamleler yapıldı. Ama bu hamlelerin seçim döneminde iktidara yarayabilmesi için önümüzde daha epey bir yol var ve iktidarın vermesi gereken epey zor kararlar var. İktidar bu kararlar sürecinde başarıya ulaşacak mı? DEM Parti seçmenini CHP'den uzaklaştırmayı başaracak mı? Bunun ötesinde, kendi lehine bir tutum değişikliğine ikna edebilecek mi? Bu soruların cevabını verebilmek için henüz yolun başındayız. Önce bir PKK'nın silahsızlandırılması başarılacak, bunun için gereken yasal düzenlemeler çıkarılacak. 2026, bu başlattığı yolda bir yol alıp almadığını görebilmemiz için belirleyici olacak. Benzer şekilde CHP de şimdiye kadar çözüm sürecini fena götürmedi. Bir iki yerde bir kararsızlık, tedirginlik izhar etti, DEM Parti ile polemikler yaşandı. Ama önümüzdeki dönemde asıl bu yasal düzenlemeler sürecinde ve sonrasında, iktidarla DEM Parti arasında bir anlaşmazlık çıktığında ya da ikisi uyum gösterdiğinde bile, CHP'nin bu süreçlere nasıl bir tutum takındığı belirleyici olacak diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Önümde, aylar itibariyle partilerin doğrudan tercih tablosu var. Burada benim dikkatimi çeken birkaç husus var. Bunları her ay yaptığımız programlarda konuştuk ama tekrar üzerinden geçelim. Öncelikle, aslında iki partili bir sistem oluşmuş gibi bir durum var. Oyların yaklaşık yarısını, belki de yarısından fazlasını, AK Parti ve CHP alıyor. Sizin yaptığınız araştırmalarda, bir iki ay dışında, az farkla CHP önde gözüküyor. Bunun anlamı nedir? Önce buradan gidelim, sonra bu konuda soracağım başka sorular da var.
Ete: Doğrudan tercihlerde seçmenin yarısı, yaklaşık 30 puan civarındaki kararsızlarla oy vermeyenlerin dağıtılmasıyla oluşturduğumuz ikinci tablodaysa, seçmenin neredeyse %65-70'e yakını iki partide toplanıyor ve bu neredeyse 2025 yılı boyunca bu şekilde yaşandı. Bu, Türkiye siyasal parti sisteminde bugüne kadar şahit olmadığımız bir şeydi. Bu, asıl 2023 seçimleri sonrasında, fakat net olarak 2024 yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan bir örüntü. Dolayısıyla, bu bir 2025 örüntüsü. İki partili seçmen netleşti. 2023 öncesindeki ittifak sistemi de bunu cesaretlendirdi ama orada CHP gerilerdeydi. 2024 seçimlerinde CHP'nin de AK Parti'nin hizasına gelip, zaman zaman AK Parti'yi de geçmesiyle, neredeyse paralel bantta ilerleyen iki partili sistemimiz var. Bunun bize söylediği şey şu: Bu iki şeyle oluştu. AK Parti oy kaybede kaybede belli bir banda gelip o bantta durdu, CHP ise oyunu arttıra arttıra geldi ve bir bantta durdu. Şimdi ikisi de neredeyse son 6-7 aydır aynı bantlar üzerinde durmaya devam ediyorlar. Bu ikisi açısından da bir doygunluk anlamına mı geliyor, buna bakmak lazım. Benim kanaatim, AK Parti'nin de CHP'nin de yükselme, buradan daha ileri bir noktaya gitme potansiyelleri var. Sadece kararsızlar üzerinden bakacaksak, AK Parti'nin oy arttırma ihtimali CHP'ninkinden daha fazla. Çünkü kararsızlar içerisindeki AK Partililerin oranı yüksek olmaya devam ediyor.
Fakat öte taraftan muhalefet cenahındaki parçalanmışlık da çok yüksek. CHP de önümüzdeki dönemde bir kısım enerjisini kendisini savunmaya hasretmekten koparıp, daha Türkiye'ye hitap eden alternatif, proaktif bir siyasi söylem geliştirmeye verirse, o da oyunu artırabilir. İkisi de uzunca bir süredir belli bir yerde durmuş durumdalar. Bu bize, ikisinin açık ara birbirini önüne geçtiği bir düzene henüz geçmediğimizi gösteriyor. Yani ne AK Parti net bir şekilde CHP'yi geride bırakan birincilik sürecini sırtlayıp yol yürüyor ne de CHP, AK Parti'yi tamamen gerisinde bırakıp ilerliyor. İkisi de belli bir bantta birbirleriyle yarış halinde devam ediyorlar. Ben 2026'da bu denklemde bir değişim yaşanıp yaşanmayacağını izlememiz gerektiğini düşünüyorum. Dediğim gibi, orada da AK Parti'nin avantajı, kararsızlardaki oranı itibariyle CHP'den daha fazla gözüküyor. Ama CHP'nin enerjisi daha yüksek, çünkü muhalefet partisi olarak bir yıl boyunca kendini savunmaya yönelmişti. Şimdi daha öne atılırsa, CHP'nin de ciddi bir potansiyeli olduğunu görüyorum.
Tersinden bakarsak, ikisi de aslında daha fazla geriye gitme imkânına sahip gözükmüyor. AK Parti gerileyebildiği kadar geriledi. Eğer önümüzdeki dönemde ciddi bir hata yapmazsa, ben AK Parti'nin daha fazla aşağı düşmesini beklemiyorum. Yani AK Parti, doğrudan tercihlerde seçmenin dörtte birinin tercih ettiği bir partiye dönüştü. Bu, son 10 yıl içerisinde aldığı oyların yarısını kaybettiğini gösterir. Dolayısıyla bundan daha fazla düşmesi bana sürpriz olur. CHP'de bu yükseliş henüz tahkim olmuş bir yükseliş değil, sadece bir yıllık bir yükseliş. CHP'nin geriye dönme ihtimali potansiyel olarak daha yüksek, çünkü henüz seçmenin CHP'yi yeterince kendi evi haline getirip getirmediğini bilmiyoruz; bir yıllık bir trendden bahsediyoruz. Ama siyasal psikolojiye bakarsanız, CHP'nin de geriye düşme ihtimalinin zor olduğunu görüyorum. Çünkü muhalefetin öncülüğünü ve sözcülüğünü de CHP yapıyor. Bunu yapmaya devam ettiği müddetçe, CHP'de de bir gerileme yaşanmayacaktır diye düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Şimdi tekrar baktığımda, DEM Parti'nin net bir şekilde 3. parti olduğu gözüküyor, her ay itibariyle öyle gözüküyor. Kararsızlar dağıtıldıktan sonraki duruma baktığımız zaman da barajı rahatlıkla geçebiliyor gözüküyor. Ama diğer partilerin hiçbirisi barajı geçemiyor. Bunlardan MHP'nin, AK Parti ile zaten Cumhur İttifakı kapsamında bir ittifakı olduğunu ve süreceğini varsayıyoruz. Geri kalan partilerin, CHP'nin ‘’Altılı Masa’’ deneyiminden sonra yeniden böyle bir şeye girişeceğini ben açıkçası sanmıyorum. İlk akla gelen, en azından Meclis seçimlerinde, milliyetçi partilerin, Anahtar Partisi, Zafer Partisi, İYİ Parti’nin ortak seçime girmesi sanki. Olur ya da olmaz bilemiyorum ama burada şöyle de bir husus var: İttifak, bir partinin çatısı altında oluyor değil mi? Yani bir partinin listesinden giriyorsun. O bile başlı başına bir sorun olabilir. Ama milletvekili seçimlerinde milliyetçi bir blok, hatta geçen seçimde Sinan Oğan olayında olduğu gibi ortak bir cumhurbaşkanı adayı gibi bir gelişme olabilir. Henüz seçim sathı mailine girmedik ama diyelim ki 2026'da seçim muhabbeti daha fazla yapılacak. Aksi takdirde hepsi birlikte Meclis dışı kalacaklar ya da Cumhur İttifakı'na yanaşacaklar, kabul edilmeyi bekleyecekler, ki Erdoğan'ın çok itiraz edeceğini sanmam, konulara çok pragmatist yaklaşıyor. Nasıl bir şey tasavvur ediyorsun? Çünkü ortada rakamlar çok açık, hepsi belli bir oy alıyor ama milletvekilliği kazanamıyor.
Ete: Ben yine iktidar ve muhalefet ekseninde bir milliyetçi öbeklenmeyi beklememizin daha doğru olacağını düşünüyorum. Yani Anahtar Parti'yi Zafer Partisi ve İYİ Parti ile ittifak kuracak bir parti olarak pek gözlemlemiyorum. Oy aldığı seçmen tabanı itibarıyla, diyelim ki Anahtar Parti yönetimi "biz muhalefet kanadında yer alacağız" diye bir karar verdi ve İYİ Parti ve Zafer Partisi ile ortak bir ittifak çatısı kurup seçimlere gittiler. Kendi seçmenlerinin ne kadarını ikna edebilirler ondan emin değilim. Çünkü o seçmen büyük oranda iktidar blokunun seçmeni. Ben bu üç parti arasında bir denklemdense, Anahtar Parti'nin, iktidar blokunda bir arayışa girmesine yönelik bir şeyi bekliyorum. Önce muhalefeti konuşalım: Zafer Partisi ile İYİ Parti'nin bir ittifak kurması daha mümkün gözüküyor. Son zamanlarda buna yönelik söylemler de arttı zaten; liderler birbirlerini ziyaret ettiler, buna yönelik konuşmalar yapılıyor. Benim anlayabildiğim kadarıyla, taban da yönetimler de seçim günü geldiğinde böyle bir ittifak mekanizmasına uzak durmayacaklardır. Çünkü benzer tabanlara sahipler ve yönetimler de birbirlerine çok uzak değil. Orada birisinin diğerinin listesinden girmesi de gerekmiyor. Hatırlarsan, 2023 seçimlerinde Yeniden Refah Partisi, Cumhur İttifakı çatısı altında yer almasına rağmen, kendisi olarak seçimlere girdi. Kendisi olarak seçimlere girdiğinde %7 barajına ulaşma şartı aranmıyor çünkü, ittifakın çatısının %7 barajını geçmesi yeterli oluyor. Bir siyasi parti kendi amblemiyle, kendi kimliğiyle seçimlere girebilir. İkisi toplamda %7'ye ulaşacaklarını varsayarak böyle bir şey yapabilirler.
İktidar cenahında Anahtar Parti MHP ile mi böyle bir ittifaka girer? Yeniden Refah Partisi ile mi böyle bir yol dener? Anahtar Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Yeniden Refah Partisi, ortak bir havuz kurup, böyle bir yöne mi evrilirler yoksa Anahtar Parti Cumhur İttifakı'na mı katılır? Bunların hepsi bir seçenek bence.
Seçimlere yaklaştığımız zaman, Anahtar Parti'nin oy oranının bu düzeylerde olmaya devam edip etmediğini görmemiz gerekir. Eğer yine %5 civarında bir oy oranına sahipse, yani oyları 1-2’lere geri düşmemişse ya da çok açık bir şekilde %7'yi zorlayan bir noktaya gelmemişse, Anahtar Parti için bir ittifak arayışı gündeme gelecektir. O ittifak arayışının, bahsettiğim bu iktidar bloku içerisindeki bir arayış ya da muhafazakâr-milliyetçi blok arasında bir ittifak arayışı olma ihtimalini daha yüksek görüyorum; Zafer Partisi ve İYİ Parti ile bir araya gelmelerini daha zor görüyorum. MHP açısından ise bence öyle bir ittifak adresi arayışı olmayacaktır, Cumhur İttifakı içinde yoluna devam edeceğini bekliyorum.

Ruşen Çakır: DEM Parti'ye tekrar dönecek olursak, bütün iniş çıkışlara rağmen, DEM Parti'nin belli bir istikrarı muhafaza ettiğini görüyoruz ve iki partili sistemde her iki parti için de DEM Parti'nin değeri artıyor sanki, yanılıyor muyum?
Ete: Doğru. Ama 2023 seçimlerinde de öyleydi hatırlarsan. Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı arasında anahtar parti işlevini görüyordu. Yerel seçimlerde de bir sürü ilde, CHP'nin adaylarıyla Cumhur İttifakı adayları arasındaki dengeyi değiştirebilecek bir potansiyele sahipti. Millet İttifakı'nın, DEM Parti'yi, ismini koyarak kendi bünyesine almaktan çekinmesi ve DEM Parti'nin kendi özerk kimliğiyle muhalefet yürütmesi, uzun vadede DEM Parti'nin parti kimliğini korumaya devam etmesine de yol açmış gözüküyor. DEM Parti seçmeni, kendi partisiyle bağı güçlü bir seçmen. Zaman zaman %6,7'lere düşen bir oran olsa da, seçimlerde %8-10 civarı oylar alıyor. Bence, DEM Parti önümüzdeki dönemde de o anlamda bir anahtar işlev yüklenecek. Bu nedenle zaten bu sürecin kimyasını, CHP'nin ve AK Parti'nin süreçle ilişkisini sağlayan en güçlü dinamiklerden biri, DEM Parti seçmeninin seçimlerde desteğini almak oluşturuyor diye düşünüyorum. Uzun vadede, bu başlayan sürecin gerekçesi iç ittifakı güçlendirmek, dışarıdan gelebilecek muhtemel tehditlere karşı iç bünyeyi tahkim etmek olsa da, seçimlere yönelik en güçlü yatırım, DEM Parti seçmeni ile CHP arasında son iki üç seçimdir kurulmuş olan bu ittifakı bozmak. İktidar açısından en önemli motivasyonlardan birini bu teşkil ediyor.
İktidarın yürüttüğü bir süreç olmasına rağmen, CHP'nin, iktidardan her gün dayak yediği halde sürece destek vermeye devam etmesi de normatif, prensip düzeyinde bu sürecin çözülmesine yönelik kanaatinin yanı sıra, DEM Parti seçmenini iktidara kaptırmama motivasyonu da içeriyor. Bu tutum, aslında yürüyen sürecin de garantörü olmuş vaziyette. Hem iktidar bu nedenle sürece yönelik rezervlerine rağmen, bu süreci başarıya ulaştırma konusunda daha motive gözüküyor, hem de CHP’nin, bir sürü rezerve karşı sürece destek vermeye devam edeceğini öngörüyorum.
Tabii burada iki kademeli bir şey var: DEM Parti, tamamen özerk ve nötr durup ne iktidara ne de muhalefete mesafeli mi duracak? Sadece bunu yapsa bile iktidara yararlı bir tutum olur bu. Çünkü iktidar, muhalefet blokunu %10 oranında bir destekten mahrum bırakmış olur. Bu sürecin yansıması olarak, iktidar lehine yeterince güçlü bir kazanım olur bu. Yok, bunun ötesine geçip belli kritik aşamalarda DEM Parti'nin iktidarı desteklemesini sağlayacak bir yere evrilirse de bu, iktidar lehine olur. İkisi arasındaki dengeyi bozmayacak şey, DEM Parti seçmeninin bir kısmının, mesela büyükşehirlerde yaşayanların yine CHP'li adaylara oy vermesi, Güneydoğu'da yaşayan ve parti kimliğini önemseyen seçmenlerin ise diyelim ki iktidara yanaşması olur. Bu durumda bile iktidarın faydası, muhalefetinkinden daha fazla. Dolayısıyla bu süreç her halükârda bence DEM Parti seçmeninin motivasyonunu ve eğilimini etkileyecek bir şey. O nedenle DEM Parti seçmeni %10 civarında olmaya devam ettiği müddetçe, siyasal hareketleri etkilemeye devam edecek.

Ruşen Çakır: Peki, bir de "Diğer partiler" kısmına değinelim kısaca. Hepsini toplayınca çok düşük bir oran gözüküyor, ama çok parti var. Bunlardan bazılarının Meclis’te grupları da var. Şu anda sizin tablolarınızda mesela Saadet Partisi, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti, Büyük Birlik Partisi, HÜDA PAR. Hepsi ‘’Diğer’’ grubunun içerisinde ve hepsini topladığın zaman pek bir şey etmiyor. Hatta TİP de ‘’Diğer’’ grubunun içerisinde. Bunlara nasıl bir gelecek görünüyor? Çünkü 2023'teki deneyimde, küçük de olsa birtakım partiler bir şekilde istifade edebildiler bu ittifaktan. Ama yaşananlardan sonra herkes birtakım dersler çıkardı herhalde. Türkiye'de bir parti bolluğu da var. Küçük partilerin birleşmesi gibi, mesela Yeni Yol Grubu’nun bir partiye dönüşme ihtimali gibi seçenekler olur mu, yoksa birtakım partiler küçük de olsa varlıklarını sürdürürler mi?
Ete: Bu biraz partilerin bir geleneğe yaslanıp yaslanmaması ile ilişkili. Eğer Türkiye siyasal geleneğinde yeri olan bir çizgi üzerinde konumlanmış partilerse, bu partiler varlıklarını koruyabiliyorlar. Çünkü bunlar, kendilerine sadık olan bir seçmen kitlesine, bir sivil toplum örgütlenmesine veya bir cemaat yapısına yaslanan partiler oluyor ve öyle ya da böyle %1'in biraz üzerinde, 1'in biraz altında, bazen %2'ye 3'e varan bir oy oranına sahip olabiliyorlar. Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi biraz böyle bir yere oturuyor. Kanaatimce Türkiye İşçi Partisi de, Büyük Birlik Partisi de yine böyle bir yere sahip. Yani bu partiler bir performans gösterdikleri zaman büyüyebiliyorlar, bir performans göstermedikleri zaman da %1 civarında bir yerde durmaya devam ediyorlar. Ama varlıklarını koruyabilecek bir motivasyona, maddi desteğe ve toplumsal motivasyona sahip olmaya devam ediyorlar.
Burada en kritik olan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin durumu. Çünkü DEVA ve Gelecek partileri yeni kuruldular ve bu kuruluşlarını henüz köklü bir siyasal gelenekle örtüştüremediler. O nedenle önümüzdeki seçimlerde nasıl bir tutum takınacakları, ancak seçime yakın bir zamanda şekillenecek diye görüyorum. Eğer 2026 yılı içerisinde, %1'in altında bir yerde durma pozisyonlarını değiştiremezlerse, herhangi bir siyasal atılımla %2'lere 3'lere gelecek bir performans gösteremezlerse, dediğin doğru; önümüzdeki seçimlerde muhtemelen belki bir iki milletvekillik bir pazarlığın konusu olabilirler ya da kendileri olarak seçimlere katılırlar ve seçimlerden sonra da varlıkları şüpheli hale gelir. O anlamda bir siyasal geleneğe yaslanmadıkları için, başarılarının, büyük oranda alacakları oy oranlarına bağlı olacağını düşünüyorum.
Fakat o bahsettiğim partilerin çoğu için Başkanlık Sistemi, seçim günü verilecek kararlarla, varlıklarını sürdürmelerini sağlayacak opsiyonları açık tutan bir sistem. Yani ya iktidar bloku ya muhalefet bloku, bir şekilde 2-3 vekilden 10-15 vekile varan bir müzakere süreciyle bu partilerin varlığını sürdürmelerine imkân sağlıyor. Parlamenter sistemde her şey oy oranına bağlı olduğu için ve orada da mesele grup kurmak olduğu için, bu kadar belirleyici olmuyordu. Ama şimdi %50'ye sahip olmak için %1 oranına sahip olan partilerin bile bir anlamı var. Burada büyük partiler 1, 2, 3 milletvekili verme karşılığında onları dışarıda tutmaktansa, bir sinerji oluşturmayı tercih ediyor. Bunun iktidar açısından en önemli örneği HÜDA PAR ve Büyük Birlik Partisi oldu. Her ikisi de aslında %1'in altında bir oy oranına sahip olmalarına rağmen, bu imkânlardan faydalandılar 2023 seçimlerinde. Önümüzdeki seçimlerde de böyle bir tablo görürüz. Eğer önümüzdeki iki yıl içerisinde oy oranlarını 2'ye 3'e çıkaramazlarsa, bir pazarlığın konusu olarak varlıkları nasıl bir yere evrilecek, ona bakacağız.

Ruşen Çakır: 2026 üzerine Türkiye hakkında birtakım değerlendirmeler yapmanı zorlaştıran husus, 2026'nın nasıl başladığı ile ilgili. Venezuela'da yaşanan olay, yanı başımızdaki İran'da yaşananlar, Suriye'de, Halep'te yaşananlar. Dış politikanın, dünyadaki altüst oluşların, Trump yönetiminin dünya düzenini yıktığı, ABD’nin birtakım uluslararası kuruluşlardan ayrıldığı, NATO'nun geleceğinin belirsiz olduğu bir ortamda, Türkiye'de siyaset kendi başına yolunu çizebilir mi? O meşhur "iç cepheyi tahkim" meselesine geleceğim. Çözüm sürecinin meselesi buydu, ama Türkiye'deki siyaset esas olarak Erdoğan'ın tercih ettiği kutuplaşma üzerinden yürüyor. 2026'da Türkiye yola böyle devam edebilir mi?
Ete: Normatif olarak yola devam etmesi zor demek daha uygun. Ama reel politik düzlemde baktığımız zaman, Erdoğan, bir şekilde bu dış politikadaki gelişmeler üzerinden kendi hareket alanını belirlerken, iç politikadaki hedeflerini de ihmal etmiyor. Çözüm süreci de CHP'ye yönelik hamleler de aslında iki farklı Türkiye istikameti çizen hamleler. Fakat 2025 yılı boyunca her ikisi de bir şekilde yürütülebildi. Normalde çözüm süreci başlatan bir iktidarın, hem çözüm sürecinin başarıya ulaşması açısından hem de çözüm sürecinin hedeflediği bu iç cepheyi tahkim etme duygusu açısından, CHP'ye yönelik bu kadar güçlü bir hamleye yönelmemesi beklenirdi. Fakat bu böyle ilerlemedi. Dolayısıyla ben, önümüzdeki dönemde de dışarıda olan bitenden bağımsız olarak, Türkiye iç politikasının kendi iç dinamiklerinin belirleyici olmaya devam edeceğini düşünüyorum. Orada toplum ve potansiyel olarak iktidarın avantajı muhalefetinkine göre daha fazla.
Bu tür kaotik ortamlarda, geleceğin belirsizleştiği dönemlerde, toplumlar genelde ne yaptığını bilen, tecrübeye sahip, devlet yönetme kapasitesini göstermiş, güçlü iktidarları desteklemeye daha meyyal oluyorlar. Biz 2025 yılı içerisinde, AK Parti'nin en yüksek desteğini haziran ayında gördük. Onun da temel gerekçesini, ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla anlamlandırabiliyoruz. Ancak sonraki ay hemen tekrar geri düştü. Bu tür kaotik ortamlar, göreceli olarak iktidara yönelik talebi arttırıyor. Fakat burada muhalefete yönelik de ciddi bir imkân doğuyor. Çünkü iktidar aynı zamanda Türkiye'yi çeyrek yüzyıldır yöneten bir iktidar olmuş olacak. Bunun biriktirdiği yorgunluklar, ezberler, rutinleşmeler, rahatsızlıklar ve hoşnutsuzluklar da var. Yeni bir dünya kurulurken, iktidarın kendi eski alışkanlıklarıyla bu yeni dünyayı yorumlamasını istemeyen epey toplumsal kesim çıkarabilir önümüzdeki dönemlerde. Burada muhalefet partisinin bu belirsizlikleri yönetme kapasitesine sahip olduğunu gösterip gösteremeyeceği belirleyici olacak. Kamuoyu araştırmalarında da gördüğümüz, iktidarın en güçlü kası, güvenlik ve savunma. İktidar, seçmeni bu kaotik dünya tablosunda kendisinin daha iyi taşıyabileceğine ikna etmeye yönelik bir hazırlık sahibi gözüküyor. Muhalefet bunu dengelemek durumunda. Muhalefet bunu dengelemediği müddetçe, önümüzdeki dönemde iktidara göre daha dezavantajlı bir konumda olur.
Elbette dış politikanın getirdiği birçok belirsizliği bilmiyoruz. Bu belirsizlik iç politikaya nasıl yansıyacak bilmiyoruz. Ama müsaadenle birkaç cümleyle 2026'ya dair iç politikadaki öngörülerimi de söylemek isterim. En önemlisi, bu 2025 yılındaki iki başat süreç, etkilerini 2026'da gösterecek asıl. 19 Mart sürecinin iddianamesi ve davanın görülme safhası mart ayında başlayacak. Bunun yine siyaseti hareketlendirme ihtimali çok yüksek. Kamuoyu, burada hem savcılığın iddiasını hem de Ekrem İmamoğlu'nun ve CHP'nin nasıl bir savunma hattı kuracağını izleyecek ve bu seçmen tercihleri üzerinde belirleyici olacak. Burada nasıl bir yol bulunacağı siyaseti etkilemeye devam edecek. Benzer şekilde, bu süreçle ilgili bir yıldır, PKK'nın fiili silah bırakmasına ve bunu sağlayacak yasal düzenlemelere yönelik hazırlık safhasıyla geçti. Asıl yasal düzenleme ve yasal düzenleme sonrasında, PKK'nın kendisini gerçekten lağvedip, silahları bırakıp topluma entegre olma sürecini 2026 yılında göreceğiz. Dolayısıyla, seçmen dinamiklerini de siyasal süreçleri de çözüm süreci bağlamında, asıl 2026 yılındaki gelişmeler belirleyecek. Bu iki süreç 2026'nın dinamiklerini etkilemeye devam edecek.
Üçüncü olarak şunu da eklememiz gerekir: İktidar, 2025 yılı boyunca daha çok muhalefet alanını dizayn etmekle uğraştı. Önümüzdeki dönemde iktidar alanının dizaynına yönelik hamlelere de şahit olabiliriz. Kasım-aralık ayındaki birçok söylemde, operasyonda ve hamlede bunun ipuçları verildi. 2026 yılında AK Parti'nin kendi içinde, AK Parti ile MHP arasındaki ilişkilerde, bu ittifak alanının ve iktidar alanının dizaynı ile ilgili ne tür hamleler olacak? Bunlar yumuşak geçişlerle mi olacak, sert kopuşlarla mı olacak, neye şahit olacağız, onları da göreceğiz.
Son dinamik de, Anayasa ve benzeri süreçler, 2026'nın sonlarına doğru biraz ete kemiğe bürünmüş olmalı. Erdoğan seçimlere yeniden girmeyi mi tercih ediyor? Bunun için bir erken seçim kararını aldırtmayı mı tercih edecek? Ama DEM Parti'nin erken seçim kararına katkı sunmaya razı olması için, bir Anayasal değişiklik önerisinde bulunacak mı, bunu bir ön şarta dönüştürecek mi? Bu yürüyen sürecin devamı olarak, Türkiye'nin önünde bir Anayasa gündeme gelecek mi, gelen anayasanın dinamikleri neler olacak? Bence bunu da 2026'nın sonlarına doğru görmüş olacağız. Dolayısıyla 2026'da Türkiye'yi bu eksende yoğun bir iç siyasal hareketlilik de bekliyor.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Hatem, çok doyurucu bir yayın oldu. O zaman, şubat başında ocak ayı araştırmasını konuşmak üzere sana teşekkür edelim. Evet, Panorama TR'nin Aralık 2025 araştırmasını; ama esas olarak 2025'te, siyasette ve seçmen tercihlerinde neler oldu, 2026'da neler olabilir, Hatem Ete ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
23.01.2026 Çağımızın Sisifos’u: Kürtler
22.01.2026 Suriye dersleri: “Krala yaslanmayın, düşersiniz”
21.01.2026 Öcalan “Sonumuz Gazze gibi olur” diye uyarmıştı
20.01.2026 Suriye’nin ortaya çıkardığı Kürt milliyetçiliğinin krizi
20.01.2026 Onur Alp Yılmaz ile söyleşi: Erdoğan’ın hesapları nasıl tuttu? CHP ne yapabilir?
19.01.2026 Hafta Başı (66): Suriye'de dengeler değişti | Suriye'den sonra çözüm sürecinin geleceği
19.01.2026 “Pirus zaferi”: Öcalan’ın kehaneti Suriye’de gerçekleşiyor
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın Kürtler ve SDG üzerine söylediklerine şerhler
18.01.2026 Ahmed eş-Şara’nın yakaladığı ve kaçırmakta olduğu fırsat
25.01.2026 Kürtler için hasar tespit raporu
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı